Umeå'da Karamsar Bir Türk

 Büyük heveslerle geldiğim Umeå'da ilk ayımı, yani burada geçireceğim sürecin çeyreğini tamamladım ve artık şehir hakkında ilk günkü paniğim dışında yorum yapabilecek seviyeye geldiğimden bu bloğu yazmaya karar verdim. 

Kendimi bildim bileli Erasmus hayalim olmuştur. Daha doğrusu yurt dışına çıkabilmek hayalimdi. Çeşitli nedenlerle yalnızca gezmek için çıkamadım. Ben de eğer eğitim için olursa kimse bir şey diyemez diye düşündüğümden Erasmus'u takıntı haline getirdim. İngilizce eğitim için seçeneklerim İsveç ve Danimarka'ydı. İkisi de birbirinden pahalı olduğundan pek tercihim değillerdi aslında ama o an umurumda olmadı açıkçası, bir şekilde hallederim dedim işe giriştim. Nedendir bilmem, geçmiş yıllarda daha yüksek puanlılar gittiği için mi, çok fazla kanser araştırma labı olduğundan mı, kuzey ışıkları görme isteğinden mi, Umeå Üniversite'sini ilk seçeneğime, Roskilde Üniversite'sini ikinciye koydum. 

Umeå Üniversite'sinde 2023 bahar dönemimi geçirmeye hak kazandım ve böylece bir hayalime adım atmış oldum. 

İlk başlarda mutluydum çünkü Erasmus'a çok şey yüklemiştim. Kabuklarımı kıracaktım, akademik olarak kendimi geliştirip geleceğimi kurtaracaktım, harika arkadaşlar edinip onlarla beraber Avrupa turu yapacak ve hayal ettiğim o gençliği yaşayacaktım. Türkiye'de yaşayamadığım o gençliği. Dertsiz, tasasız bir şekilde sadece gülmeye, partilemeye, gezmeye odaklanacağım o gençliği... Çünkü bilirsiniz, Erasmus budur. Erasmus'a gidenler nadiren derse girer sözde, hep bir gezme ve parti vardır. Ama benim hesaba katmadığım çok şey vardı;

-Panik atağı olan depresif bir insanın başka bir ülkede sandığı kadar kolay yaşayamayacağını;

Çok uzun ve sancılı bir oturma izni bekleme süreci geçirdim. Sonunda çıktığında ailem beni uğurlamaya geldi. Annemle odamı toparlarken hiçbir şey sığmadı, bambaşka bir ülkede beş ay yaşamak için nelere ihtiyacım olacağını bilemedim, bir şeyleri elemeye çalıştıkça ve sığmaya çalıştıkça kafayı yedim ve nefes alamamaya, ağlamaya başladım. Beni neyin beklediğini hiç bilmiyordum çünkü ve konfor alanımdan çıkışım o an gözüme çarpıyordu. Bir şekilde toparlandım, gece oldu, birkaç saat sonra uyanmak üzere yatağa girdim ve o an her şey üstüme geldi. Neden bunu yapıyorum? Ya pasaport kontrolünde sıkıntı çıkarsa? Ya birden ingilizceyi unutur ve konuşamayıp kendimi açıklayamazsam? Ya Umeå'ya vardıktan sonra odama gitme yolunu bulamazsam? Ya insanlara otobüs soramazsam? Ya ütü yoksa, kıyafetlerim ne olacak? Evet, buna kadar vardım. Ağladım, ağladım, ağladım. O gün bana "Nasılsın, yarın için heyecanlı mısın, gergin misin?" diye sormasını beklediklerim sormadı. O an anladım ki aylar sürecek bir yalnızlığa gidiyorum. Türkiye'deki birçok kişiyle iletişimim kopacak, hayatım bu birkaç ayda değişecek ve döndüğümde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ben eskisi gibi olmayacağım. Uyuyamadım. Sabah havaalanından sakinleştirici aldım, yan etkileri yüzünden daha uçak kalkmadan fenalaştım, yol boyu kustum, Stockholm'e terler içinde vardım. Pasaport kontrolü sırasında diğer uçağıma yetişemeyeceğim sanıp ağladım, panikten görevlilere gittim, titrediğimi ve iyi olmadığımı, yanımda başka birisinin olup olmadığını sordular. Yok dedim. Bundan sonra tek başımaydım işte. Uçakta gözüm açık bir an bile hatırlamıyorum, heyecanlı olurum videolar çekerim sanıyordum ama böyle bir halim yoktu. Anca bir tane bunu çekmişim Umeå'ya varmamıza birkaç dakika kala. 

Ondan sonra sakinleşip bir şekilde odama vardım ama bu süreç korkunçtu. Yani eğer bunu okuyan bir introvertseniz, konfor alanınızdan çıkıyorsanız, panik atağınız varsa: Kolay olmayacak. Ama sizin için yepyeni bir adım olacak, denemeye değer mi o sizin kararınız. 

-Umeå'nın küçücük, sessiz, sakin, İsveç'in kuzeyinde yer alan, tüm Avrupa ülkelerine deli gibi uzak, buz gibi bir şehir olduğu;

İsveç'te ne kadar kuzeydeysen o kadar soğuk ve pahalıdır. Umeå bir erasmus öğrencisi için çok pahalı. Her yere yürünebilir demişlerdi ama hayır, Umeå merkeze yürümek 1 saat ve donuyorsun. Diğer yerler daha uzun sürüyor. Otobüs biletleri 18 sek. Aylık ulaşım masrafı çok ciddi bir miktar oluyor. Parti genelde yok. Onun dışında bir gece kulübüne girmek isterseniz 100-200 sek arası giriş ücreti var. Biralar 60 sekten, kokteyller 140 sekten başlıyor. Genelde tüm şehirde yalnız hissediyorsunuz. Çok sessiz, ruhsuz bir şehir bence. Asla sosyalleşmek isteyen birinin tercih edebileceği bir şehir olmamalı bence zengin değilse. Doğayı seviyorsanız ayrı tabii. Havalar ısınınca insanlar dışarı fırlıyormuş duyduğum kadarıyla. Barbeküler, doğa yürüyüşleri, festivaller... Etraf her zaman çok güzel görünüyor.

En önemlisi de Kuzey ışıkları tabii. Ben birkaç gün önceki harika kırmızı-yeşil çıkanı tamamen tembellikten ve bir kere görmüş olmanın verdiği rahatlıktan kaçırdım. Ama yine de apayrı bir deneyim bunu görmek. Sadece şunu da söylemeliyim: Çıplak gözle yeşil değil hafif gri görüyorsunuz. Kamera bunu yakalıyor sadece. Yeşil gökyüzü hayalleri olan onu unutsun... 

Bunlara ek mbg-biyoloji-biyokimya-biyofizik-tıp alanında akademi isteyen biri koşa koşa, bir dakika daha fazla düşünmeden Umeå Üniversite'si yazsın. Hayatımda bu kadar bilime önem veren bir yer daha görmedim. Ayrılan bütçeye aklınız şaşar. Mesela Türkiye'de staj yapıyorken her şey pahalı diye genellikle bir şeylere dokundurtmuyorlar, izin verdiklerinde ise hata yaptığımda "Bir kit boşa harcandı." diyorlardı. Burada hatalı sonuç çıkınca şöyle diyorlar: "Sence bu neden oldu? Hangi aşamada hata olduğunu bulmalıyız. Tekrar yapabiliriz, önce biraz üstüne düşünelim." Hiyerarşi yok, profesör size dengi gibi davranıyor. Orada sıradan bilgisiz lisans öğrencisi değilsiniz, geleceğin değerli bilim insanısınız ve sizi geliştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Lisans öğrencileri için ayrılmış apayrı bir bütçeleri var. Her departmanda onlarca araştırma grubu, neredeyse her profesörün araştırma labı var. Salı ve perşembe günleri insanların kendi işlerini sundukları seminerler oluyor, herkes iyice dinleyip sorular soruyor. Cuma günleri lab meeting var, yalnızca benim beraber çalıştığım profesörün takımı içinde sunum gerçekleşiyor ve sırada ne yapılabilir, deney nasıl geliştirilebilir, sonuçlar nasıl yorumlanabilir, makale yazılabilir mi gibi şeyler konuşuluyor. Akademi için daha doğru bir yer olduğunu hiç sanmıyorum. 

Hanım hanım, bunlar benim yavrularım

-Yazma ve okuma ingilizcesini başarmış olmanın konuşma ingilizcesini de başarabilmek anlamına gelmediği;

Konuşuyorum konuşmasına ama ne gramer düzgün oluyor, ne kısa sürede düzgün cümle kuruluyor, ne karşımdakine tam zihnimdekini anlatabiliyorum. Sık sık ingilizce konuşmaya çalışmaktan bıktığınız oluyor. Bu tabii herkes için geçerli değil, ama ben günlük hayatımda hiç ingilizce konuşmayan biri olarak bu ortama girince bayağı zorlandım. İnsanlarla bir şekilde anlaşıyorsunuz ama belki ana dilinizde konuşsanız size bayılacak olan insanlar sizi tam olarak anlamıyor, bu da arkadaş edinmeyi zorlaştırıyor.

-Arkadaş edinmenin tamamen şansa bağlı olduğu;

Her zaman konuşurken titreyeceğimi, insanların arasına karışamayacağımı düşünür ama "Bir varayım da, hallolur." derdim kendi kendime. Bir ay geçti varalı, her şey hallolmuyormuş, üzücü bir gelişme oldu... Öncelikle şunu bilmelisiniz: Türkiye'deki arkadaşlarınız sandığınız kadar yanınızda olmayacak. Çünkü sizin zaten harika bir hayat yaşadığınızı düşünecekler, konuşması gerekenin siz olduğunuzu düşünecekler. Size "Nasılsın? Alıştın mı? Problem var mı?" demeyecekler. Çünkü onlara göre siz gidip kendinizi kurtardınız, geldiğiniz yer Avrupa, ve şikayet etme hakkınız yok. Söylenemezsiniz, Erasmus'tasınız. Şikayet edemezsiniz, Avrupa'dasınız. Bazı arkadaşlarınız bunun sizin için zor bir süreç olduğunu tabii ki anlayacak, ancak 10 kişiden belki 1 kişi sizinle iletişim kuracak. Türkiye'deki arkadaşlarınızla olan bağınızı unutun. "Sorun değil, yeni bir ülkede, yeni arkadaşlar edinirim." diyebilirsiniz. Tabii ki de edinirsiniz ama kolay değil. Ha bazılarına kolay. Mesela başka bir Türk benden 3 hafta sonra vardı, koridorunda iki kişiyle karşılaştı, o kişi onu kaptı daha vardığı gün kuzey ışığı görmeye getirdi. Ben yalnız gitmiştim o gün ıssız, sessiz yere çünkü kimsem yoktu. Direkt lab ile başladığımdan sınıf arkadaşım yok, lab partnerim benimle dışarıda takılmak istemiyor galiba çünkü yalnızlığımı dile getirdiğim halde beni hiçbir aktiviteye çağırmadı. Koridorum sessiz, arkadaş canlısı bir kişi bile yok. Yan odam 39 yaşında, yemek yaparken sohbet ettiğim iyi bir adam. Çapraz odamdaki kız odasından çıkınca yalnızca merhaba diyor ve çok içine kapanık. Diğer odalar ya boş, ya da hiç karşılaşmıyoruz. En büyük şanssızlık bu, komşularınız iyi değilse arkadaş edinme olasılığınız düşük. Neyse ki Buddy group var Umeå'da, tüm etkinliklere katıldım neredeyse ve o zamanlar daha az yalnız hissediyorum. Ama hiçbiriyle beni ekstra olarak dışarı çağıracakları kadar arkadaş olamadım maalesef. Elimden geleni gerçekten yaptım ama genellikle zaten arkadaş grupları vardı. En önemli nokta komşular gerçekten çünkü benle beraber gelen diğer arkadaş ortamını fazlasıyla kurdu. Şans meselesi ve ben şanssız çıktım. Yalnızlıktan deliriyorum, sorun değil diyemeyeceğim o yüzden. İkinci haftada evimde deprem oldu, her gün ağladım bu odada tek başıma. Sarılacak kimsem yoktu. Dediğim gibi, Türkiye'den de az ulaşan oluyor, yapayalnızdım. Ülkemden, evimden binlerce kilometre uzakta yapayalnızdım. Hala öyleyim. Odada delirmemeye çalışıyorum. Umeå küçük bir şehir olduğundan yapacak çok bir şey yok. Buddy etkinlikleri olmadığı sürece odadayım, yalnızım. Bu korkunç bir şey. İnsana hiç iyi gelmiyor. Bir ayı böyle geçirdim ve daha ne kadar dayanırım bilmiyorum. Ait olduğum asıl hayatı mesajlarla, storylerle takip ediyorum. Arkadaşlarımın ve ailemin bensiz yarattığı anıları izliyorum. Bu süreçte yalnız olmasam bu kadar kafaya takmazdım ama geçmişe gittikçe daha çok takıntılı oluyorum. Umarım bir sonraki yazımda bu değişmiş olur.

İşte böyle. Anlayacağınız herkesin bahsettiği o meşhur Erasmus hayatından çok başka bir hayatın içinde buldum kendimi. Yıllardır hayal ettiğimden çok başka. Yeni arkadaşlar edineceğim zannederken eskilerini dahi kaybettiğim, uzaklaşmanın bana iyi geleceğini zannederken her gün ağlayarak uyumaya devam ettiğim bir süreç yaşıyorum. Doktorum bana gelmeden birkaç gün önce antidepresan yazmak istedi, ben de ona "İsveç'e gidiyorum, orada gerek olmayacak." dedim. Çünkü burada harika bir hayat yaşayacağıma, artık "söylenmeyeceğime" emindim. Ben bundan bir ders çıkardım açıkçası. İnsan değişmiyor. Ülke de değiştirse beyni aynı beyin, kalbi aynı kalp. Uzaklaşmak bir şeylere çözüm olmuyor. Eğer kafeste gibi hissediyorsan kendini, dünyanın en huzurlu ülkesi de sana hapis oluyor. Yine çıkma yolları arıyorsun, yine kaçma yolları arıyorsun. Bu memnuniyetsizlik ya da söylenme değil bence, eminim öyle düşünen vardır. Bu kendi beyninde hapis olmak, bu kaçmaya çalıştığın şeyle beraber yaşamak. Bunu herkesin anlayabileceğini sanmıyorum, kendiyle yaşamaktan zorlananlar anlar belki. 

Eğer bu yazıyı okuyup Erasmus yapmaya çekinceyle bakan olduysa, olmasın. Herkes aynı süreci yaşayacak diye bir şey yok, insanların %98'inin harika geçirdiği bir süreç bu. Introvert olup da öyle geçirebilirsiniz. Ben yalnızca bahsedilmeyen zor yanlardan da bahsetmek istedim çünkü benim gelmeden konuştuğum kimse benim gibi değildi, bana bu zorluklardan bahsetmedi şu ana kadar. Genellikle extrovert insanlar atıyor bu adımı. Ama bu içine dönük insanlar için kötü bir süreç olacak demek değil. Eğer Erasmus'a başvuran bir introvertseniz, zaten sınırlarınızı aşmaya çalışıyorsunuz demektir. O zaman devam edin, korkmayın, en kötü bambaşka bir tecrübe yaşamış olursunuz. Zor bir tecrübe ama size ait, sizi büyüten, insanları daha iyi anlamanızı sağlayan ve sizi hayata hazırlayan bambaşka bir tecrübe. Bu kadar şikayet ettiğime, yalnızım diye ağladığıma bakmayın. Her gün dönüş planları yapıyorum ama biliyorum ki geçmişe dönsek, bir daha sorulsa, bir daha gelirdim. Umeå dışında bir yer olmasını isterdim tabii ama burası bile olsa gelirdim. Bu benim hayalimdi. Zor da geçirsem kendime çizdiğim yolda ilerlemek için bir adım attım. Bunun kadar insanı tatmin edecek çok az şey vardır bence. 

Hem belki de sonraki yazımda daha iyi şeyler yazarım, kim bilir? 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlk Solo Gezi - Stockholm & Oslo

Erasmusun İlk Partisinde Minik Bir Overthinker